Bir Trabzonlu olarak Trabzon'a, bir Trabzonsporlu olarak da Trabzonspor'a yaptığım eleştirileri bilen bilir. Hatta bu eleştirileri sırf burada değil, tam da Trabzon'un göbeğinde çıkmakta olan bir gazetede üç yıl boyunca yaptım. Hem iyi hem kötü tepkiler aldım. Ancak gördüğümü, düşündüğümü her zaman söyledim.
Trabzon'u bilmeyenler, o şehre hiç yolu düşmeyenler, Trabzonspor'un o şehir için ne demek olduğunu anlayamazlar. Deyim yerindeyse Trabzonspor o şehrin can damarıdır. Trabzonspor o şehrin kalbidir, yüreğinin sesidir. Dünyanın hiçbir yerinde seksenlik nineler dedeler ellerinde küçük pilli radyolarla hiçbir takımın maçını sonuna kadar dinlemezler, takımın kadrosunu bilmezler, fikstürler evlerindeki duvarlara asılı değildir. Trabzon'da olan budur. Çocukluğumdan bilirim: Sahilde yürürken mahallenin en yaşlıları bile sahilde oturur maçları dinlerdi. Fırsat bulurlarsa stadyuma gider maçı orda izlerlerdi. Trabzonpor'un maçı olduğu gün bütün şehrin kalbi takımla atar-dı. Çünkü bu şehrin bu takımdan daha önemli hiçbir şeyi yoktur.
Peki bu ayıp mıdır, suç mudur? Bir kentin takımıyla bu denli bütünleşmesi, ona karşı cidden de derin bir aşk duyması, kazandığında mutlu olması kaybettiğinde onun da Karadeniz'de gemilerinin batması dünyanın bir başka yerinde yaşanabilen bir duygusallık değildir.
Trabzonspor "resmi olarak" 1984 yılında beri şampiyon olamamaktadır. Bu arada sadece bir kez Bursaspor şampiyon olmuştur. Yani 35 yılın bütün şampiyonları üç İstanbul takımı arasından çıkmıştır. Ne zamanki TS'nin adı şampiyonlukta geçer o zaman İstanbul takımlarında kasırga kopar. Tıpkı son günlerde koptuğu gibi. Yahu 35 sene boyunca yedikleriniz yuttuklarınız yetmedi mi? Bu neyin ruh halidir? O zaman sadece bu üç takım lig kursun orada top koştursunlar. Burnunuz ne kadar da büyük! Nasıl da kibirlisiniz! Nasıl da alçak dağları siz yarattınız! Nasıl da hep siz haklı ve masumsunuz! Bu nasıl kendini beğenmişliktir!
Şunu iddia ediyorum: Hiçbir Trabzonsporlunun, bir başkasının yardımıyla takımın bir puan almasına gönlü el vermez. Siyasi duruşu ne olursa olsun bir kent için en üst kimlik bu takım olunca, insanlar için gurur kaynağı olunca hiçbir taraftar devletten de hakemlerden de yardım almak istemez, bunu kendisine yediremez. Siz bunu anlayamazsınız, çünkü o kentle o takım arasındaki sarsılmaz aşkın bir örneğine daha tanık olmadınız.
Bütün bu önyargılarınız, saldırganlığınız, küçümsemeniz, üstelik tüm bunların yanısıra ağlayıp sızlamanız her durumda kendinizin haklı olma isteğinin tezahürü olduğu gibi, aynı zamanda kendinden başka karga tanımama, kendini hep üstün görme hastalığından da kaynaklanıyor.
Son günlerde nereye gitsem sağdan soldan hep duyuyorum: Devlet TS'yi şampiyon yapacak! Böyle bir devlet daha anasından doğmadı! Esas mesele: Devlet gölge etmesin yeter. Esas mesele devlet TS'nin önünü kesmesin, kupasının akibetini belirlemesin yeter. TS tam aksine devlete, federasyona, İstanbul hegemonyasına rağmen ayakta duran kazanmaya çalışan bir takımdır. En azından Trabzonsporluluk ruhu böyledir. 35 yıldır yediniz içtiniz doymadınız ve gözünüz hâlâ kıyıda köşede kalmış bir kentin bu takımın başarısında. La yetmedi mi size 35 sene!
Trabzonspor bir 35 yıl daha bile şampiyon olamazsa bu o kentin bu takıma duyduğu aşkı sarsmaz. Sizin anlayamadığınız budur. Ben o şehrin kalbinde doğdum ve o şehrin en büyük aşkının tanığıyım. Siz işte bu aşka inanmıyorsunuz!
Hiçbir konuda fanatikliğim yoktur. Anlattığım, o şehrin bir takıma nasıl da aşık olduğunun kısa hikayesidir. Siz bu aşkı kıskanıyorsunuz, bu aşka inanmıyorsunuz ve bu aşkı parçalamak için elinizden geleni yapıyorsunuz.
Ne kadar uğraşsanız da engellemeye çalışsanız da spekülasyonlar yapsanız da ve hatta tüm bunlara rağmen TS şampiyon olamasa da hatta küme bile düşse de o aşk gönlünden düşmez. Siz böyle bir aşka tanık olmadınız çünkü...